Jan 01 2015

Deli deli…

2014-52013… 2014… deli deli aktı işte zaman… O akarken bazen delirmemek için yazasım da geldi ama geldiği an hemen kışkışladım o hissi… İyi hissettirirdi aslında ama iyi hissetmekten korktum. Bir yanda, bu ülkede yaşarken okuduklarım gördüklerim duyduklarım akıl sınırlarımı zorladı. Vatansız, dinsiz, milletsiz kaldım. Utandım. Diğer yanda, eşlik – kardeşlik – evlatlık – dostluk ilişkilerimde öyle utançlarım oldu ki – Hiç hatırlamasam – Hepten unutsam – Keşke hiç yaşamasaydık… dediğim.

Ama çocuklar var ya çocuklarım onlar şahane… Onlara dair bir iki satır yaz(a)mam bencilce oldu… Dört nala büyüdüler, büyütüyorlar. Büyümeleri konusunda ahkam kesmemeyi de öğrettiler bana… Annelik rolümün tek sorumluğunun mutlu hatırlayacakları bir çocukluk olduğunu, hep sığınabilecekleri çocukluk anıları olduğunu gösterdiler. Ama ben onu da beceremiyorum pek…

2015 farklı olsun istiyorum… herkes için tüm keşke dedikleri yeni yılda gerçekleşsin… Benim için de Anka yılı olsun. Küllerimden doğayım. Yeni bir hayata başlayım.

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2015/01/deli-deli/

Dec 22 2013

Muzlu Yulaflı Tava Keki – Pancake :)

Orda burda görüp denediğim, bir daha yapayım diye pinlediğim, kaydettiğim, kitabın arasına ayraç koyduğum, peçeteye yazdığım, tekrar yapasım geldiğinde – aha ben nereden yapmıştım ki – onu diye düşünmekten yorulduğum tariflere burada yer vereceğim. İki kare de fotoğraf çekerim. Keyfim yerine gelir 🙂

banana oatmeal pancakes

Muzlu Yulaflı Tava Keki – Pancake

  • 1+1/2 bardak süt
  • 1 çorba kaşığı tereyağı
  • 1+1/2 bardak yulaf ezmesi
  • 1/3 bardak un
  • 1+1/2 çay kaşığı kabartma tozu
  • 1/2 kaşık tuz
  • 1/4 kaşık tarçın
  • 2 yumurta
  • 2 olgun muz

Küçük bir tencerede süt ve tereyağını ısıtın. Hafif kaynamaya başlayınca kenara alıp yulaf ezmesini ekleyin, karıştırıp, kapağını kapatın. Kenarda soğumaya bırakın.

Un, kabarma tozu, tuz, tarçını karıştırın.

Yumurta sarılarını ve ezilmiş muzu soğumuş yulaf karışımına ekleyin.

Yumurta beyazlarını mikser ile kar haline getirin.

Un karışımını yulaflı karışıma ekleyin. Hafifce karıştırın

Kar haline gelmiş yumurtayı tüm karışıma yedirin.

Önceden ısıtılmış hafif yağlanmış tavaya karışımdan 1/4 bardak dökün. Yaklaşık 3 dakika sonra – baloncuklu bir hal alınca – diğer yüzünü çevirin.

Bal veya akçaağaç şurubu ile servis edin.

Kaynak: BigOwen

 

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2013/12/muzlu-yulafli-tava-keki-pancake/

Apr 11 2013

Büyük gibi bakmak…

DSC_6578

Bu geceden…

– Anne bak biz Ada ile çocuk ülkesi kuruyoruz buraya… sen de yardım etsen.

– bunları toplarken de sen bana yardım edeceksin değil mi?

– offf ya sen büyük gibi bakıyorsun bu ülkeye… çocuk gibi bakmayı unutmamış olsan hemen toplama işi aklına gelmezdi… burayı kurarken çok eğlenebilirdin. clean up clean up sonra yapılabilir işte…

– hmmm sen çocuk gibi bakmayı hiç unutma… tamam mı?

– unutmam ki ben…

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2013/04/buyuk-gibi-bakmak/

Apr 09 2013

Unutmamam gereken sözler…

DSC_6523

Mira öyle uzun uzun cümleler kuruyor ki… çoğu zaman; başladı da sonu ne zaman gelecek diye beklemek durumunda kalabiliyorum. Dili de ağır… dövebiliyor da… Son bir kaç aydır öyle laflar yiyordum ki hiç not alasım, aklımda da tutasım gelmiyordu. 15 yaşının nasıl geçeceği 5 yaşından belli olurmuş ya öyledi… Neyse ki geçen hafta sonu ise iki müthiş cümle duydum çocuklarımdan 🙂 Eridim bittim. Unutmayayım istedim.

Önce Mira’dan…

– Anneee… biliyormusun sen benim annem olmasaydın, bayağı eğlenceli bir arkadaşım olabilirdin. Ben de, sen beni doğurmasaydın yani gerçek annem olmasaydın da yine senin yanında kalmayı, senin çocuğun olmayı isterdim. Arar bulurdum seni… gerçekten.

Sonra da altında bezi ile elimden kaçıp, bizim yatağı açmış, yorganın altına girmiş cıbıl Sarp Ada’mdan…

– anneeee ge(l) yan(ı)ma yat…

bir anda bıdık bıdık konuşmaya başlayan bu Ada’ma yumulunmaz mı?

 

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2013/04/unutmamam-gereken-sozler/

Apr 08 2013

İyi ki Doğdun Ada !

DSC_6514

Gözünün içindeki gülücüğü ile bize her koşulda mutlu olabilme dersi veren oğlum iyi ki doğdun.

İyi ki benim Ada’m oldun.

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2013/04/iyi-ki-dogdun-ada/

Feb 11 2013

5 yaş

Gökyüzümün En Parlak Yıldızı

Mira’mız artık 5 yaşında. İnanılmaz ama 15 yaşındaki aceleciliğini, 25 yaşındaki umudunu, 35 yaşındaki olgunluğunu gösteriyor usuldan usuldan… Hep 5 yaşındaki kadar kolay mutlu olsun, mutlu kalsın demek geliyor içimden hepsi bu 🙂

güçlü kadın hikayesi hep yalandı.
hiçbir kız çocuğu güçlü kadın olmak için doğmaz.
hepsi masum hayaller kuran, şımarık birer prensese benzerler.
kaderdir onları cadı, fettan ya da güçlü kadın yapan.
tutulmamış sözler, yarım kalmış kaderler, yaşanmamış mutluluklar, ölümler, ayrılıklar güç verirmiş insana.
kurulan hayaller iskambil kağıtlarından kule gibi yıkıldığında, ezilmemek için o enkazın altında,
güç veriyor allah insana.
annem güçlü kadındı.
ben o güce hayrandım.
hiç öyle olamam zannediyordum, ama maalesef oldum.
bir gün bir kızım olursa güçlü kadın değil, mutlu kadın olmasını dilerim…

Rana Şahnaz

Gökyüzümün en parlak yıldızı

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2013/02/5-yas/

Jan 13 2013

Göz kapayıp açıncaya kadar derler ya…

sütdişi

onun resmidir bu… Bugün Mira’nın ilk süt dişi düştü 🙂

Muz yerken çıkmış dişi… anlamamış… koymuş kenara… Ben ağzındaki eksiği sorunca anladı, kendi dişi olduğunu… Önce oradaki boşluk beni rahatsız ediyor diye yaygarayı bassa da; ‘dişlerinin arasında su fışıtabilirsin, dişlerin kapalıyken pipetle süt içebilirsin‘ diye komiklikler yapınca, nasıl olsa kendi dişim de gelecek diye topladı durumu Hemen topladı ya… ‘bak bu akşam kendi yatağında yat; diş perisi dişini almaya gelip sana hediye getirecek, dişin sahibini de yatakta görmek ister’ şeklinde faydacı bir yaklaşıma daha girişmeye kalksam da ‘ben dişimi periye de kimseye de vermem‘ diye püskürtüldüm.

5 ila 7 yaş arasında kaybedilirmiş ilk süt dişi… Mira neredeyse 5 yaş olmadan, 5 yaşa 1 ay kala kaybettiğine göre biraz erken sanırım 🙂 Aslında Sarp Ada’mdan önce çok takardım; erken mi? geç mi? Şimdi doğru zaman olduğu zaman.

Bu arada, biz daha seneye de anasınıfında olması için her koşulu zorlayaduralım… Hatırladım da… Waldorf’a göre süt dişini kaybetmek okumaya başlamaya hazır olduğunun önemli göstergelerinden biriydi. Bugünlerde Mira 2 bazen de 3 sesi yanyana okuyabiliyor. Doğru zaman mevzunu fazla da kurcalamadan kalmak isterdim

Mira&Ada Ada&Mira

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2013/01/goz-kapayip-acincaya-kadar-derler-ya/

Nov 08 2012

Tohumlarımızın Nesli Tehlike Altında!

Binlerce yıllık tarım geleneğini barındıran Anadolu topraklarında yetişen yerli tohumlar yaşamın sürekliliğini temsil ediyor.

Atadan kalma tohumlarımız;

* Lezzetli ve sağlıklı gıdaların temini için birer genetik hazinedir
* Binlerce yıldır değişen koşullara uyum sağlayarak günümüze ulaşmayı başarmış numunelerdir
* Tarımsal biyoçeşitliliğin önemli bir parçası ve yaşamın sürdürülebilirliğinin olmazsa olmazıdır
* Dışarıya bağımlı kalmaksızın ülkemizin gıda güvenliğinin teminatıdır

Ancak bugün Anadolu’ya özgü yerel tohum çeşitliliğimiz yok oluyor. Tek seferlik, ticari tohumların egemenliği nedeniyle gıdamızın ve geleceğimizin güvencesi yerli tohumların nesli tehlike altında! Yeryüzünde zengin çeşitlilikteki yaşamı sürdürebilmek, atalık tohumlarımızı gelecek kuşaklara aktarmamıza bağlı.

TOHUM TAKAS AĞI, yüzyılların bilgisini taşıyan yerli tohumlarımızın korunup yaygınlaşmasını amaçlıyor.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin, Adım Adım Oluşumu desteğiyle yürüttüğü TOHUM TAKAS AĞI KAMPANYASI’na destek olarak,

* Anadolu’nun dört bir yanındaki ekolojik çiftliklerde yerli tohumların çoğaltılarak paylaşılmasını sağlayacak;
* Bu toprakların yüzlerce yıllık bereketinin, lezzetinin, besin zenginliğinin ve kültürünün gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için sağlam patikalar oluşturacaksınız.

Verdiğiniz desteğin her kuruşu binlerce yeni tohuma dönüşecek…

Kredi kartı ile bağış yapmak istiyorsanız: https://www.bugday.org/portal/BagisAdimAdim.php

EFT/havale yoluyla bağış yapmak istiyorsanız:
Alıcı Adı: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
Garanti Bankası Karaköy Şubesi – Şube No: 400
Hesap No: 6295240
IBAN No: TR67 0006 2000 4000 0006 2952 40

www.bugday.orgwww.yasasintohumlar.org
facebook.com/BugdayDernegi
twitter.com/BugdayDernegi
Twitter paylaşımlarınız için hashtag: #YasasinTohumlar

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2012/11/tohumlarimizin-nesli-tehlike-altinda/

Aug 17 2012

Yaşam belirtisi :)

Merak eden arkadaşlarım; teşekkür ederim 🙂 Buradan pek ses soluk veremesem de gümbür gümbür geçti şu bir kaç ay… Kısaca çok şükür çoluk çocuk, iyiyiz, sağlıklıyız diyeyim. Haziran’da ana evimizden son kardeşimiz de resmen kendi ailesini kurarak ayrıldı. Temmuz aynı koşturmaca arasında kısa bir tatil ile kapandı.

Suha’nın evlilik sürecinde; çekirdek kadro ile nikah için Aydın’a gidildi. Sonra Amerika kadromuz Ankara’ya geldi. Cümbür cemaat düğün yapıldı. Ben günlerde bir hafta kendime tatil ilan edip çocuklar ile takılırım diye hayal kurarken, her zaman ki gibi işten 1 saat bile erken çıkamayıp, bir de eve iş taşımayı başardım. Yine de, her zamanki performansıma aykırı bir şekilde kılık kıyafet meselesini 4 ay (!) öncesinden çözmüş olmam tam isabet oldu – ki onun alınışı da kayıt altında kalmalı…

Halen genç ve çıtırken – en azından kendimizi öyle hissediyorken 😛 -, Özge ile birlikte şöyle en hotkütüründen birer tuvalet giyelim diye karar vermiş, Amerika’da da bir iki denemiştik. Ben Türkiye’ye döndükten sonra, annem ile Özge, elbise arayışlarına devam ettiler. vee Bir Cumartesi tam da benim aklımdan geçen elbiseyi bulduklarında, Özge denedi, kabinden bana resmini yolladı. Ben de hayatımın en hot kütür kıyafetini, katır kütür almış bulundum.

Neyse benim pert olduğum bu düğün dernek sürecinde, Baha’lar Mira ve Bora ile 2 çocuklu hayatı tam zamanlı test ettiler. Kuzenler hasret giderdi. Ben cümbüşün biraz kıyısında kalırken, her boy çocuğumuzu az biraz uzaktan izleme fırsatı yakaladım… Ve bir kez daha emin oldum; çocuk büyütmek mesele değil. İş çocuklar büyüdükçe zor. Bebekken veya küçük bir çocukken tutarlı demokratik bir ebeveyn olabilmek işin kolay yanı…

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2012/08/yasam-belirtisi/

Jun 11 2012

Onlar erdi muradına…

 

 

 

Sonunda en küçük kardeşimiz Suha da evlendi.

Bir de düğünleri olacak Ankara’da…

En kalabalık halimiz ile bir arada olacağız.

pek heyecanlıyız 🙂

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2012/06/onlar-erdi-muradina/

Jun 08 2012

Ev Yapımı Limonata

Eda sordu vesile oldu… ama bu konsantre tarifi Itır‘a ithaf ediyorum 😛 (öperim kıtırcım :D)

  • 10 adet limon
  • 2 bardak şeker
  • 2 sıcak + 2 soğuk bardak su

Limonlar, özellikle beyaz kısımları alınmadan rendeleniyor – beyaz kısımları tadını acılaştırıyor. Limon kabuğu rendesi şeker ile yoğuruluyor. Üzerine 2 bardak sıcak su ekleniyor. Şeker eritiliyor, soğumaya bırakıyor – ben bu kısmını bir gece önceden yapıp buzdolabına koyuyorum. 10 limonun suyu sıkılıyor. 2 bardak su ile birlikte limon rendeli karışıma ekleniyor. İnce bir süzgeçten süzülüyor.

Servis yaparken damak zevkine göre 1 ölçü konsantre limonataya 4 veya 5 ölçü su eklemek gerekiyor.

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2012/06/ev-yapimi-limonata/

Jun 05 2012

Biraz benden, biraz Mira’dan, en çok da Ada’dan…

Arada sırada bloga yeni bir yazı eklemek için önüme açıyorum… Çoğu zaman tek satır yazmadan kapatıyorum.  Şimdi de haftasonu Sarp Ada’ma yaptığımız rötarlı doğumgünü kutlamasını yazayım dedim ama bu başlığı gördüm. Ne yazacağımı da çok iyi hatırlıyorum, öylesine bırakmak içimden gelmedi şimdi…

Bir ara çok dertleniyordum; tek satır yazamıyorum, onu yapamıyorum, buna yetemiyorum diye… dert etmiyorum bir süredir… yetmeyen vaktime, ucu ucuna yaşanan hayatıma daralmamak konusunda kararlıyım. Zira endişeleneceğim daralacağım o kadar çok şey var ki en azından benim kontrol edebildiklerim eksik kalsın. Kendi düzenimi kendi normalim kabul etmem lazım demem; yapamadığım şeyler için kızgınlığımı – suçluluk duygumu törpüledi. Sanki hayat bunu bekliyormuş. Mükemmel çerçeveye oturtamadığım için, kendimi yenileyecek fırsatları gereksiz yere erteleyip öteliyormuşum. İşimde, evimde herşey tepetaklak giderken… Şans eseri, bir hocamın yemek kitabına 2-3 kare fotoğraf çektim… Oradan 6 hafta süren bir yemek atölyesine gitme fırsatı çıktı… Bir de çok sevgili Başak sayesinde düşeş gelen bir fotoğrafçılık kursuna gittim. Sabahları da çocuklardan önce uyanırsam 10 – 15 dakika kanaviçe işliyorum. Kendime çaktırmadan, kendimi terapiye aldım.

Mira da artık servis ile okula gidip geliyor. Bu hepimizin yaşam kalitesini değiştirdi desem abartmış olmam. Okul ile ev arası 10-15 dakika… okul ile benim işim arası 20-30 dakika… derken günde ortama 1,5 – 2 saatim yolda geçiyordu. İşten çıkıp Mira’yı zamanında almaya gitmem artık hergün ayrı mucize yaratmamı gerektiriyordu. Hadi telefon görüşmelerini geçtim, 3-5 defa araba kullanırken bir yandan da süt sağmışlığım bile oldu. Zaten günde 8-10 saat arasında mesai ayırmazsam düzende gitmeyen işim varken benim basiretim nerede bağlandı; ne akla hizmet bu görevi üstüme almıştım… bilmiyorum. Benim normalim olamayacak bir normale kendimi sığıştırmaya çalışıyormuşum. Şimdi benden öte Mira kesinlikle daha mutlu… Okulda sosyal dengesini nihayet kurdu – bunu gerçekten ayrıca bir yazmam lazım. Servis arkadaşları ile de iyi kaynatıyor. Herşeyden öte; kendi düzeni içerisinde eve ne zaman geleceğini bildiği bir annesi var…

Ada’ya gelince… Bugünlerde gözünü ablasından ayırmayan bir minik o… Çok heyecanlı, meraklı, gözüpek… bir yanı da ekabir, canı da pek tatlı… Koltuklara, sandalyelere tırmanabiliyor. Yürümek konusunda isi hiç çabası yok. Işık hızında emeklemek varken, konsatre olup yavaş yavaş adım atmak hiç ona göre değil. Sanırım, koşacağından emin olduğunda ayaklanacak. Mira’mız büyürken almadığımız bir çok önlemi bu minik adam bize aldırtıyor. Tehlike detektörü… Yanan ocak, sıcak fırın, açık priz… 30sn de buluyor. 2 saatten uzun bir yola araba koltuğu ile dayanamıyor. İstemediği bir şey olduğu zaman hiddetti çakmak çakmak gözlerinden okunuyor…

 

Mira’nın okulunda bir kaç hafta önce konuları; anneler ve yavruları üzerine kuruluydu… Sınıflarında küçük kardeşi olan bir tek Mira olunca; Ada’m da sınıfın gündeminde sağlam bir yer etti. Önce, çocuklara küçük bir bebek nasıl yıkanır diye göstermek için Ada’yı okulda yıkadık. 3 sınıf dolusu çocuk bir odaya doluştu, pür dikkat izledi. Aktivite amaçlarından biri; çocuklara bebekken ne kadar narin ve küçük olduklarını farkettirmekti… ancak Ada biraz iri kaçtı. Önce soyacağız, sonra nazikçe yıkayacağız, sonra kurulayıp, kremleyip, giydireceğiz… derken önce güreştik, sonra kuvette kudurduk, kaçmasın diye neredeyse kurulamadan giydirdik 😛 Arada seyircileri gaza getirmek için kendi kendine alkış da tuttu bizim, baykuş… O alkışlayınca çocuklarda onu alkışa tuttu. Yanımda kamera getirmediğime çok üzüldüm. Instagram’da paylaştığımız yukarıdaki iki kare heyecanımızı yeterince yansıtıyor sanırım.

Sonraki aktivitede, Mira’nın tüm sınıf arkadaşları kardeşini evde görmek üzere bize geldiler. Bizim ev pek küçük ya… 18 çocuğu evin içinde tutamayacağımızı düşündüğümüzden, bahçeye yayılırız diye düşünmüştük ki yağmur buna da izin vermedi. Küçük oyuncak parçalarını kaldırdık ama çocuklar gelince anladık ki kaldırmaya da pek gerek yokmuş. Bizimkilerin ranzalı ve yüksek okuma köşeli odası küçük çaplı bir cimnastik salonu imkanı sundu çocuklara… Ada hangi abiye hangi ablaya koşacağını şaşırdı. Mira’nın koltukları; işte bu benim kardeşim diye iyice kabardı. Ada bu sırada hayatının ilk çikolatalı kurabiyesini kaptı ve ev yapımı limonatasını götürdü. Mira’yı o yaşlarda, şekerden 10 kaplan gücünde uzak tutmaya çabalarken, Ada’nın keyfine bulaşmadım.

 

İlk çocuk ikinci çocuk arasındaki en önemli fark bu oluyor galiba… Bunu daha önce çok defa yazmış olabilirim; ikinci büyürken çocuklarını büyütenin sen olmadığını, onlar kendi kendine büyürken senin refakatçi olduğunu, en önemlisi herşeyin kendi kontrolünde olmamasını doğalığyla kabul ediyorsun.

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2012/06/biraz-benden-biraz-miradan-en-cok-da-adadan/

Apr 21 2012

Suçiçeği

Okulumuzun bu kış resmi hastalığı haline gelen suçiçeğinden bizim yavrular da kendi paylarına düşeni aldı. Mira sınıfında suçiçeği geçirmeyen bir kaç çocuktan biri olduğu için her an beklemedeydik aslında… Nitekim, o da 3 hafta önce geçirdiği ağır gribin arasında hepi topu 4 tane çiçek döküp sırasını savdı.

40 derece ateş ile girdiğimiz çocuk acilde
– poposunda da 4 tane kabartı var, suçiçeği olmasından şüpheleniyorum…
dediğim doktorun
– pek ihtimal vermem, suçiçeğinde bu kadar yüksek ateş olmaz, zaten genelde de popodan başlamaz…
dedikten hemen sonra
– aaa evet suçiçeği lezyonları bunlar…
diye onayladığı aşı etkisiyle oldukça modifiye bir suçiçeği atlattı Mira…

Suçiçeğinin, ilk lezyonlarını sunmadan 48 saat önce bulaşmaya başladığını öğrenmiştik. Mira’nın çiçekleri açtığında da, Ada’ya bulaşmamış olma olasılığı çok düşüktü. Ada 1 yaşını geçmiş olduğu için, bulaşmanın gerçekleştiği ilk 72 saat içerisinde Ada’yı aşılatarak bir miktar daha hafif geçirebilmesi sağlanabilirmiş. Ancak ne doktoru ne de biz zaten o sırada ablasından aldığı grip virüsü ile cebelleşmekte olan Sarp Ada’ma, aşı yolu ile bir virüs daha verip ne olacağı belirsiz bir hale sokmak istemedik.

Yine beklediğimiz üzere 3 hafta kuluçka süresinin tamamlanmasının ardından geçen perşembe Ada da bir kaç tane döküntü ile suçiçeğine giriş yaptı. Daha büyük çocuklarda döküntüden 1-2 gün önce baş ağrısı, ateş, karın ağrısı ve halsizlik görülebilirmiş. Yetişkinlerde ise bu durum çok daha ağır olabilirmiş.

Bunları duyunca, önce erkenden geçirip bu defteri kapatıyor olmasıyla avundum. Ancak, 3. günde lezyonlar coştu; yüzünden, gözüne, saç derisinden ayak altına kadar her yerini kaplayınca aynı sakinliğimi korumakta güçlük çektim. Hele ki kendini kaşımasını bilmeyen kuzumun, gelip gidip burnun ucunu, poposunu, bacağını kaşınabilmek umuduyla bize sürünmesi hali pek zavallıydı… Kaşıntılar için lezyonları dağıtır gerekçesi ile krem – losyon gibi şeyler önerilmiyordu. Ağızdan antihistaminik bir şurup alınabiliyor. Mecbur kullandık.

Ada’nın çiçek lezyonları artık koca koca kabuklandı… İyileşmesini bekliyoruz. Şu anki görüntüsü halen çok iç açıcı olmasa da çok küçük olduğu ve kendini hızla yenilediği için pek iz kalmayacağını umuyoruz.

 

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2012/04/sucicegi/

Apr 02 2012

Sarp Ada’m 1 yaşında

Tahmin ediyordum; bugünün bu kadar çabuk geleceğini… Burnuma seni ilk kokladığım anki cennet kokusu gelirken, şimşek hızı ile emekleyerek geçiyorsun yanımdan… Doğduğun güne karar verişin gibi bizi şaşırtarak büyümeye devam ediyorsun. Yolculuğunda beni annen seçtiğin için teşekkür ederim. İyi ki doğdun… Hayatımızın en güzel sürprizi oldun 🙂

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2012/04/sarp-adam-1-yasinda/

Mar 26 2012

Ben o pantolonu var ya, ancak yarın giyerim…

…ama hiç BUGÜN giymem. Hep YARIN giyerim derim, sen de hep sevinirsin böyle !

dedi Mira… Geçen sene Amerika’da 4 ayı; sadece 2 etek ve 3 elbise ile geçirmesini sindirdim, artık ne giyeceğine karışmadığımı zannediyordum. Ama her fırsatta pantalon önermeyi bırak(a)mamıştım. Öneriyordum, hepsi o… Ama sanırım, o beni, benim onu idare ettiğimden daha iyi idare ediyormuş.

Şimdi ben Mira’yı doğurduğumdan beri, pembeden köşe bucak kaçtığımı sandım. Alışveriş yaparken hiçbir zaman bir tek kız reyonuna bağlı kalmamayı maharet gördüm. Oyuncak arabası da oldu, legoları da, bebeği de… Tamam, bunun alasından kokoş olacağı daha 1 yaşında belliydi ama ipin ucunu bırakmadım – bırakmam da…

Evren’nin bir yazısı vardı; Pembe’nin Fendi diye… Bir kız çocuğunu pembeler içinde görüp ayyy ne tatlısın sen dendiğinde, o da bir sonraki kıyafetini seçerken bundan etkilenir, doğaldır demişti. Çok güzel bir yazıydı. Biz de tersi bir strateji izleyelim, örgütlenelim, pantalon giydiğinde iltifat edelim dedik, görüldüğü gibi elimizde patladı. Farkındayız, olay bir tek bizle bitmiyor. Bunun okulu var, arkadaşları var, yoldaki teyzesi var, bakkaldaki amcası var. Hal böyle olunca; Kanada’da bebeklerinin cinsiyetini toplumdan saklayan çift geliyor aklıma; bebeklerinin cinsiyetinin toplumun değer yargıları tarafından şekillendirilmesini istemedikleri için bebeklerinin cinsiyetini olabildiğince uzun süre saklamaya karar vermişlerdi.

Neyse, bizim kızımızda da çevre etkisi büyüktür ama ötesinde içten gelen bazı şeyler var eminim… ki o şeyler benim içimden gelmiyor ya ondan bu kadar emin olabiliyorum… Şimdi; giyeceği kıyafetleri, bir gece öncesinde, kafasındaki taçtan, ayakkabısının tokasına kadar uydurarak hazırlıyor… Kendi görünüşü ile pek ilgili tamam da bana da musallat…

Dün şöyle bir şey oldu; hava o kadar güzeldi ki, çok ateşli olmasına rağmen eve tıkıp kalmayalım bari akşam üstü bahçeye çıkalım dedim. Dolabın köşesinde, yazdan kalan babetlerimi hızlıca ayağıma geçirdim. Mira’yı çağırdım. Bizimkinin ateşten yorgun düşmüş gözleri, ayakkabılarımı görünce, ışıldadı.

– ay anne perilisin… en sevdiğim… dedi.
– hiç perili olduğumu farketmemiştim. dedim.
– peri içinde… sen ondan göremiyorsun… dedi
Ben peri nereme kaçtı diye düşünürken,
– gerçek değil resmi var…  senin bu babetlerinin içinde… dedi.
Baktım gerçekten içinde peri resimleri varmış. 10 yıllık ayakkabım, içindeki periden bir haberim. Üstelik bu kız, bu ayakkabıyı en son geçen yaz gördü… Nereden geldi bilmiyorum ama hamurunda da var işte…

4 yaşında durum böyleyken, 14 yaşında kaşılaşabileceğim durumu gözümün önüne getirmeye çalışıyorum ki ancak kabullenirim. Yoksa benim kredi kartımla gidip abidik gubidik giyinmesini nasıl kaldırırım ki?

Sonuç, ne giyerse giysin; şimdilik kızımız büyünce anne, ressam, şöför, aşçı, tamirci, çok gezmeci olmak istiyor. Aslında onun gözünde ben neysem o olmak istiyor işte… hala yırtma şansım var yani 🙂

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Permanent link to this article: http://www.anne-log.com/2012/03/ben-o-pantolonu-var-ya-ancak-yarin-giyerim/

Older posts «